Kitap-Evi Okur Mekanıdır

Kitap ve Dergi satış sitesi

vedat ali tok

vedat ali tok
vedatalitok@gmail.com
Bir Şiir Bir Nesir
26/01/2012

İKİ USTADAN BİR ŞİİR, BİR NESİR KİTABI  


          Edebiyat dünyası Bekir Oğuzbaşaran ismini 40 yıl önce tanıdı. Edebiyat öğretmeni¸ öğretim görevlisi oldu. Bir taraftan hocalık¸ bir taraftan edebiyatçılık vasfını sürdürdü. Necip Fazıl Kısakürek’in rahle-i tedrisinden geçti. Zekâsı¸ sür’at-i intikali¸ hâfızası onunla bir saatlik sohbetinizde hemen dikkatinizi çekecek hususlarındandır. Dost canlısı¸ sohbetlere neşe ve canlılık katması ile bulunduğu mecliste hemen kendini gösterir.
Türkiye’nin neresinde hangi kitap¸ hangi dergi basılıyorsa Bekir Oğuzbaşaran’ın mutlaka haberi vardır. Küçük büyük her dergide bir yazısının¸ bir şiirinin neşredilmesi için elinden gelen mücadeleyi gösterir. Aslında hiç abartısız ciltlerce kitap yazabilecek ve onu da yayınlatabilecek kapasiteye sahip olmasına rağmen ondaki dergi tutkusunu beş altı yıldır tanıyan bu fakir bir türlü çözememiştir. Yayınlanan tek kitabı¸ ki o da piyasalarda yoktur¸ “Necip Fazıl’ın Sanatı” ismini taşıyor. Yine belirtelim elinde Necip Fazıl’la ilgili çoğu kimsede bulunmayan bilgi ve belgeler de mevcuttur. Bunların hâlâ kisve-i tab’a bürünmemiş olması şahsen beni çok rahatsız ediyor.
Yeni Türk Edebiyatı uzmanı olmasına rağmen Dîvan Edebiyatına¸ Divan Edebiyatına olduğundan fazla da halk edebiyatına vukufu vardır.
Türkiye onu yazar olarak tanımasına rağmen son yıllarda şiire yöneldi. Hece ölçüsü ile dörtlükler yazdı; fakat bunlara ısrarla rubai dedi. Çünkü yazdığı dörtlüklerde ölçü rubaiden farklı olmasına rağmen¸ rubai üslubu vardı. Hakikaten hikemî tarzda dörtlükler yazdı. Dörtlüklerinde uzun şiirlerinden daha büyük bir başarı gösterdi.
Kolay ve rahat yazabilen bir şair. İlhamını bilgi ve kültürüyle birleştiriyor. Dile¸ imlâya karşı son derece titiz. Şiirin sesini tanıyor. Âhengi yakalayana¸ kastettiği mânâya ulaşana kadar peşini bırakmıyor bir şiirin…
Yazdığı her dörtlüğü en az iki defa okutturduğu ve görüşlerine de başvurma nezaketi gösterdiği bu fakir¸ onun şiirlerinin birçoğunu hıfzetme durumuna geldiğini de bu arada zikretmeden geçemeyecektir.

            Bekir Oğuzbaşaran¸ önce çeşitli konularda Türk dörtlükleri yazdı. Bunlar da bir kitap olacak keyfiyet ve kemiyette. Daha sonra gerek ebediyete göçmüş¸ gerekse hayatta olan ve kültürümüze¸ edebiyatımıza bir şekilde hizmeti olmuş; eser bırakmış yazarlar¸ şairler¸ sanatkârlar¸ akademisyenler¸ âlimler için manzum portreler yazdı. Bunlar dergilerde yayınlanmaya başladıktan sonra hoş tepkiler aldı. Bu kitap bir bakıma bu cesaretlendirilmenin semeresi…
             Oğuzbaşaran’ın manzum portreleri okunduğunda bilgi¸ ilham¸ araştırma¸ hâfıza¸ hatır¸ ahde vefa hasılı aşk ve sevgi görülecektir. Onun hiciv türünde de kuvvetli portreleri var; fakat nedense bunları kitabına almak istemedi. Manzum portre¸ edebiyatımızda bildiğim kadarıyla¸ bu kesafette hiçbir şair tarafından yazılmamıştır. Bu bakımdan bu şiir kitabı farklı bir özellik arz etmektedir. Kitaptaki şiirlere sadece şiir gözüyle bakmak kanaatimce doğru olmaz; çünkü onlarda edebiyat tarihimize not düşebilecek bilgiler de mevcuttur.
Bu güzel eserin sanat erbabınca dikkatle ve zevkle okunabileceğini düşünüyorum. Manzum portrelerde okuyucu¸ şiir zevkinin yanında çeşitli bilgiler ve sanat âlemine yakınlığı kadar da ilginç hâtıralar bulabilecektir.
Oğuzbaşaran’ı kutluyor¸ bu eserin diğer kitaplar için bir başlangıç vesilesi olmasını temenni ediyoruz…
Laçin Yayınları¸ Ağustos 2007


Bir Nesir Kitabı:
Şiirden Şuura

Şiir ve şuur etimolojik olarak aynı kökten gelmiş kelimelerdir. Bu açıdan dahi bakılsa bu iki kavram arasında kesin bir ilişki vardır. Buna göre şuursuz şiire mutlak “hezeyan” gözüyle bakmakla şairi ve şiiri bir kalıba sokmaya çalışma çabası görülmemelidir. Heyecanı ve olağanüstü zihin faaliyetini şiirin bir gereği saymakla birlikte bunların da bir şuur süzgecinden geçirilerek sunulması şiirin güzelliği ve şiiri nesirden üstün kılan özelliği kabul etmek gerekir. Zira şuur¸ şiire nizam veren¸ bir bakıma ilham atını dizginleyen¸ disipline eden manevî bir kuvvet¸ ilâhî bir kudrettir.

“Güneşten zerrelere kadar her şey şiirin konusu olabilir.” anlayışının yaygınlaşmasıyla edebiyatımızda konu genişliği dikkat çeker. Bununla beraber ifade genişliği de hemen kendisini gösterir. Ne var ki yeniliğe imza atma hevesi¸ değişik olma anlayışı zaman zaman şiirde şuurun ihmaline yol açabilmektedir. Öyle ki¸ kimi şairler bu şuursuzluğu çılgınlığa kadar vardırır. Anlaşılmazlık¸ şair için bir orijinallik addedilir¸ kavram kargaşasına yol açacak ifadeler özgünlük kabul edilir. Hülâsa şiiri¸ söyleyenin dahi mânâsındanbî-haber olduğu ifadeler çok büyük bir maharetmiş gibi görülür. Yani şiirle şuurun yolları ayrılır. Hâlbuki şuur¸ şiire derinlik veren¸ ufuk açan ilâhî bir nimettir.
                Şiirimizdeki bu dalgalanış¸ şükür ki¸ kısıtlı çevrelerde ve kısıtlı bir zaman diliminde kalmış; bugün de bu anlatımın taraftar ve temsilcileri olmakla birlikte şiire¸ şuur gâlip gelmiştir.
               Yukarıdan beri anlatageldiğimiz şiir-şuur ilişkisi Muhsin İlyas Subaşı’nın kaleminden “Şiirden Şuura” adı altında kitaplaştırılmış. Şair-yazar Muhsin İlyas Subaşı¸ çoğunluğunu daha önce çeşitli dergilerde yayınladığı ve 24 başlıkta topladığı yazılarını “Şiirden Şuura”da toplamış. Kitapta uzaktan yakından şiirle uğraşan herkesin dikkatini çekecek nitelikte konular var. Edebiyat dünyasına 1962 yılında Tercüman Gazetesinde yayınlanan bir şiiriyle merhaba diyen Muhsin İlyas Subaşı’nın bugüne kadar yayımlanmış çok sayıda şiir kitabı¸ romanı ve incelemeleri bulunuyor. Bu eseri ise onun¸ şiir üzerindeki görüş ve yorumlarını ortaya koyuyor. Şiirden Şuura¸ yazarın bir bakıma poetik anlayışını özetleyen bir önsözle başlıyor ki bu bölüm kitabın içindeki yazıların birçoğundan daha önemli ve daha dikkat çekici.

                Kitabın içindeki diğer önemli konulara değinmeden önce yukarıda ifade etmeye çalıştığım önsözdeki birkaç cümleye özellikle dikkat çekmek istiyorum.
“Ninni ile ağıt çizgisi arasındaki o kader coğrafyamızda ve hayatımızın birçok durağında belirleyici faktör olarak şiiri görürüz. Gerçek şair¸ kendi kültüründe şuur seviyelerini oluştururken çok önemli bir sorumluluğun altına girdiğinin farkında olmalıdır. Her şair¸ şiirinde belli bir dünya görüşünü¸ belli bir felsefî disiplini bütün şiirlerine yayarak verir; onun şiiri bütünüyle hayat tarzının ana parçalarını oluşturur. Şair¸ inancını şekil olarak değil iç ses olarak şiirine taşırsa¸ aşkı anlatırken de bu kendisini hissettirir¸ sosyal olayları anlatırken de. Metafizik ürpertiyi bir gönül alevine dönüştürürken de… Ona seçkin olma kimliğini kazandıran şiiri¸ böyle bir yük getirir. O¸ eserini zaman ve mekân imkânlarını kullanırken objektif gerçeğin duygudan bilgiye dönüşmesine¸ o bilginin yine de duygulaşarak ifade edilip muhatabında kalıcılığa ulaşmasına zemin hazırlar.” (s. 7–8) Yazar burada son derece etkileyici ifadeler kullanıyor. Hele; “ Ninni ile ağıt çizgisi arasındaki o kader coğrafyamızda ve hayatımızın birçok durağında belirleyici faktör olarak şiiri görürüz¸” dediği ilk cümle üzerinde durup biraz düşünmek gerekiyor. Zira ninni de ağıt da bir şiirdir. Biri doğumdan itibaren kulaklarımızın âşinâ olduğu şefkat merhamet dolu nağmelerin güftesini¸ diğeri ölümden duyulan acının yürekten kopan terennümünü dile getiriyor. Buna göre şiirin¸ insanın doğumundan ölümüne kadar vazgeçilmez bir realitesi ve insanla sürekli beraber bir sanat oluşu veciz bir şekilde izah ediliyor.

           Muhsin İlyas Subaşı’na göre şair¸ anlatmak istediği her ne ise onu mutlaka şairane bir üslupla anlatmalıdır. Yazarın “iç ses”ten maksadı herhalde alelade bir anlatımdan farklılık olarak nitelendirilebilir. Subaşı¸ sanatın her dalında olduğu gibi¸ şiirde kalıcılığı da “Ebediyetle zamanın kesiştiği noktada şairin görevi¸ kendi toplumunun millî duygularına tercüman olması¸ milletinin kültürünü ve sosyal şahsiyetini en iyi¸ en sıcak ve en kalıcı bir biçimde ifade edebilmesidir.” (s.8) ifadesiyle¸ millî unsurlara bağlılıkla mümkün görüyor.
Ülkemizde şiir üzerine bir hayli kitap ve makale yazılmasına rağmen Subaşı’nın “Şiir¸ üzerinde en az düşünülüp konuşulan bir edebiyat alanıdır.” (s.8) düşüncesi¸ herhalde bu çalışmaların doyurucu nitelik taşımadığı görüşünden kaynaklanmaktadır.
Günümüz şiirinin geri kalışına da değinen Subaşı¸ bunun başlıca sebeplerinden birinin¸ genç şairlerin¸ ustaların birikiminden yeterince yararlanamadıklarından ileri geldiğini söylüyor. Eserinin ileriki sayfalarında ağırlıklı olarak da “Dört Şairin Şiirden Anladığı (Y. Kemal¸ A. Hamdi Tanpınar¸ Necip Fazıl¸ Sezai Karakoç)” başlığını taşıyan yazısında¸ ustaların şiir hakkındaki görüşlerine özellikle yer verdiğini ifade ediyor.
Şiirden Şuura kitabında Muhsin İlyas Subaşı¸ “Şiirimizin Tarihini Biliyor muyuz?” başlığı altında¸ batılı bilim adamlarının kaynaklarından nakiller de yapmak suretiyle¸ Türk şiir tarihinin eskiliğine dikkat çekerek¸ Avrupa edebiyatlarının bizim edebiyatımız karşısında¸ aslında ne kadar köksüz kaldığı vurgusunu yapıyor.

Şiir ve Dil isimli yazısında yazarın Türk şiir dilinden ziyade kendi şiirlerindeki dil üzerinde duruyor. Bu yazısında Osmanlıca-uydurukça- Türkçe meselelerine temas ediyor. Mevlânâ ile Yunus’un da dil bakımından karşılaştırıldığı bu bölümde Mevlânâ’nın Farsça¸ Yunus’un ise Türkçe yazdığını ifade ederken¸ aslında Yunus’un dilinin de bugünkünden farklı olduğunu söyleme ihtiyacı duyuyor.
Şiir ve Gelenek başlıklı yazısında Subaşı¸ bugünkü şiirimizin oluşumunda etkili olan halk ve dîvan edebiyatlarının zengin mahsullerine dikkat çekiyor ve bunları iyice özümsemeden yazılan şiirlerin de sığ kalacağına işaret ederek¸ Batı’ya yönelik edebiyatın günümüze beklenen faydayı vermediğini söylüyor.
“Şiir ve Tasavvuf”ta tasavvuf tarihimizin profili çizilmiş. Türk tasavvuf şairlerinin felsefesi irdelenmiş¸ Ahmet Yesevî ve Yunus Emre’nin görüşleri üzerinde durulmuş. Günümüz şiirinde tasavvuf meselesi ele alınırken Necip Fazıl Kısakürek’in şiirinden örnek verilmiş. Subaşı’nın “Şiir ve Tasavvuf” başlığı altında ele alınan görüşleri¸ gözardı edilmemesi gereken¸ belki üzerinde çokça tartışılarak müşterek bir noktada birleşilmesi lüzumlu olan¸ edebiyat terminolojisi açısından da önemli bir mesele olarak görülmelidir.
Şiirden Şuura isimli eserdeki diğer başlıklar da şöyle: Şiir ve Tarih¸ Şiir ve Musıki¸ Şiir ve İdeoloji¸ Şiir Doğarken Şahsî Okunurken Geneldir¸ İslâm Şaire Niye Kuşkuyla Bakar?¸ Şairin Kendini Gerçekleştirmesi¸ Dört Şairin Şiirden Anladığı (Y. Kemal¸ A. Hamdi Tanpınar¸ Necip Fazıl¸ Sezai Karakoç)¸ Divan Şiiri Öcü müdür?¸ “Divan”ı O Divanelerden Önce Biz Kaldırdık!¸ Şiiri Okumak Yetiyor mu?¸ “Siz Kendinize Ait Şiirleri Gönderiniz!”¸ Fethin Ruhaniyetini Kaybedersek!¸ İslâm Ülkelerinin Şiiri Yok mu?¸ Tehlikeli Bir Adım!¸ Balkan Acısı¸ Yunus’un Kurtuluş Reçetesi¸ “Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde”¸ Hamaset Aksiyondur Geriye Dönüş Değil!¸ Türk Devletlerinin “Ortak Dil” Meselesi¸ İlk Şiirimin Lütfu.

Daha çok deneme ve sohbet havası görülen kitapta açık ve anlaşılır bir dil kullanılmış; özellikle uydurukça dediğimiz moda ve mevsimlik kelimelerin kullanılmamasına özen gösterilmiş. Şiirden Şuura¸ Muhsin İlyas Subaşı’nın günümüzde Türk şiirinin problemlerini sorgulayan¸ bu problemlere kendince çözümler getiren bir eser… Yazar ele aldığı konuların birçoğunu kendi şiirleri ve hatıraları ile desteklemiş¸ örneklemiş¸ süslemiş. Bir solukta zevkle okunabilen; fakat her fasılda üzerinde uzun uzun kafa yorulması gereken bir kitap…
Nesil Yayınları¸ Aralık 2004



Paylaş | | Yorum Yaz
3509 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

“GÖZ GÖRDÜ KALEM YAZDI” - 26/01/2012

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.69593.7107
Euro4.34154.3589
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 22° 7°
Saat
Takvim