Kitap-Evi Okur Mekanıdır

Kitap ve Dergi satış sitesi

Sergül VURAL

Sergül VURAL
sergulvural@gmail.com
TUNÇ GİBİ SAĞLAM, TUNÇ GİBİ YÜREKLİ
05/05/2014

 

 

 

Şiir kitapları kendine münhasır halleriyle benim için bambaşka bir yerdedir. Hele şairinden imzalı kitapları okumanın, okuduğum şiirlerin özüne inmek için çalışmanın, şiirleri oluşturan kelimelerin ardında yatan duygu ve fikir yumağını sarmanın keyfi ise bambaşkadır.

Şairin dünyası bazen alabildiğine geniş ve yaşanası bazen de insanı sıkacak kadar dar ve bizardır. Kâh kaybolurum kelimelerin dehlizinde kâh sahile vururum derinliklere özlemle.

İnsan sözün kurucusu, şair sözün ustasıdır… Dünyanın yazgısı zulüm ise şairin de yazgısı zulme başkaldırmaktır.  Bu yüzden de insanın alın yazısı dünyanın alın yazısıyla paralel yürür. Önemli olan “Nerede bir kötülük görürsen elinle düzelt , elinle düzeltemiyorsan dilinle düzelt , dilinle de düzeltemiyorsan kalbinle buğuz et ki ; buda imanın en zayıf olanıdır.  (Hz. Muhammed)S.A.V.” düsturuyla hareket edebilmektir.

İnsan haksızlığa ses verdikçe savaşçıdır, asidir, şövalyedir. Cihadı, zulmün dişlilerine kurulmuş yel değirmenine olsa da kazanmak ya da kaybetmek değildir maksadı.

Maksat; semanın altında yankılanan ses olmaktır nesiller boyu.

Maksat; kendinden sonrakilere iz bırakmaktır rehber olacak.

Maksat; teslim olmanın beyaz bayrağını çekmemektir onurun önünde.

Selim Tunçbilek 60’lı yılların çocuğu, 70’l yılların delikanlısı, 80’li yılların düşünce insanı. Şiirin tozunu fikrin yollarında yutmuş bir insan… O bir mücadeleci. O bir idealist. O bir yenilikçe.

Kâh dergi çıkarır zamanın kıvrımlarında, kâh yayınevi kurar, kâh zamana ayak uydurabilmek için sanal dünyada kitapevi açar. O yılmaz, yıldırıl/a/maz. Her zaman beyninin düşünce ilmekleriyle dokur şiirini.

“On Üçüncü Gün” Selim Tunçbilek’in ilk şiir kitabı. Edebiyat deryasına bıraktığı ilk damla. Dergi sayfalarında büyüttüğü şiirlerinin kitap sayfalarındaki ilk imzası… Yayınlanmamış şiirlerinin ilk yelpazesi.

Kim diyebilir ki beyaz kâğıtlara düşen kelam izleri ses getirmez zamanda.

Kim diyebilir ki saatler geriye kurulur.

Zamanın gerisine gidilebilse yaşanan savaşların, haksızlıkların, zulümlerin yeniden yaşanıp yaşanmayacağı konusunda kim hüküm verebilir?

Tarih neden tekerrürden ibarettir? Neden ders almayız yaşananlardan?

Oysa tarihin karanlık yollarını tarihe not düşerek aydınlatır kalem erbapları. Susmanın esaretinden kurtularak yazmanın özgürlüğüne sığınır şairler.Kimi sayfalarca anlatır geçip giden zamanın ayrıntılarını, kimi kısa ve özlü bir anlatım tercih eder. Kimi yaşananları yazar, kimi yaşadıklarını.

Selim Tunçbilek şiirin gizemli dilini kullanarak yaşadıklarını yazmış mısralarına. Îma ile sezdirmeyle 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra yaşanan zulmü,  32 yıl aradan sonra yeniden gözler önüne sermiş.

18 yaşında bir delikanlıyken yaşadığı bir devri, 40 yaşının olgunluğuyla ve insanlara olan sorumluluk bilinciyle masaya yatırmış şiirin efsunuyla.

İşkenceyle öldürülen gençlere ışık olmuş şairin mısraları. Öyle bir ışık ki zulümle yapılan ayıpları kınayan, günahların nikabını aralayan.

Şiirlerinde; vatanına bir ananın evladına tutkusu kadar sevdalı, vatan uğruna ölmeyi göze alacak kadar yiğitti Tunçbilek. Kaçmak ona göre değildi. Görmezden gelmek ona göre değildi. Ucunda zindanlar, işkenceler olsa da bu sevda nurluydu, kutluydu. Vatan kuru toprak değildi. Ana kadar kutsal, ana kadar değerli, ana kadar şefkatliydi vatan. Vatan sevdası toprak kadar bereketli, su kadar aziz, Kâbe kadar mukaddes olmalıydı. Hazardan Erciyes’e Keş Dağı’ndan Han Tepe’ye bir uçtan diğer uca vefa gerekti vatana.

Zulüm gören her nefer Selim’di! Ekmeğe ihanetin kanı bulaşmamalıydı. İman ile hamd ile yol alınmalıydı zulmün karşısında.

Şairler dile derman olmalıydı. Şairler alın teri, şairler gözyaşı... Şaire emekçinin ter kokusu gerekirdi. Bu yüzden her acıyı yaşayanla beraber hissederek yaşamıştı Tunçbilek .

Dünyanın neresinde olursa olsun, özgürlük uğruna zulümle savaşan bir yüreğin Karabağ’dan Mavi Marmara’ya uzanan katliama özgün bir söyleyişle “Hayır” demesiydi  “On Üçüncü Gün”.

Guatamona’dan Kerbela’ya, Bağdat’tan Filistin’e, Bosna’dan Afrika’ya kadar insanlığın yaşadığı- yaşattığı, savaş, açlık, kıtlık, terör v.s ne varsa derdiydi “On Üçüncü Gün” ün.

Tunç gibi sağlam, tunç gibi yürekli “On Üçüncü Gün”. Ve yeniden doğuş için adeta bir çağrıydı insanlığa.

Evet, acılar zaman geçtikçe yaşandığı günkü kadar acıtmaz. Zaman her derdin ilacıdır, lakin yaralardan kalan derin izler mıh gibi çakılı kalır üstümüzde. Son söz Allah’ındır.  İşte bu yüzden kitabın son sayfası için Bakara Suresi 254. Ayeti seçmişti Selim Tunçbilek:

“Kâfirlere gelince onlar zalimlerdir”

Dünyanın faniliğini, yapılan hiçbir zulmün zalimin yanına kâr kalmayacağını bu ayetle de perçinlemişti kitabın sonunda.

Mademki rahmeti gazabını kuşatan bir rabbin kullarıyız.

Mademki zalim oldukça kâfirler zümresine yakınlaşacak olanlarız.

Mademki “Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır. (Hz. Muhammed)S.A.V. ”

O zaman “On Üçüncü Gün” ün; çığlığına kayıtsız kalınmaması için, şairin mısralarında dile getirdiği zulümlerin bir daha yaşanmaması için, hayırlara vesile olmasını diliyor, Şiir Vakti Yayınları olan 47 sayfalık kendi küçük amacı büyük olan bu kitabın zulme başkaldırışı karşısında saygıyla eğiliyorum.

(On Üçüncü Gün, Selim Tunçbilek, Şiir Vakti Yayınları, Kayseri,Nisan 2012, Sayfa:47, ISBN:978-605-87182-2-7)

Sergül VURAL

 

 

 

 

 

 

 



Paylaş | | Yorum Yaz
2234 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

“POETİKA RUBÂÎLERİ” İLE DÜŞÜNMEK VE DÜŞÜNDÜRMEK - 06/04/2014

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.69593.7107
Euro4.34154.3589
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 22° 7°
Saat
Takvim