Kitap-Evi Okur Mekanıdır

Kitap ve Dergi satış sitesi

Şeref KARADAVUT

Şeref KARADAVUT
serefkaradavut@mynet.com
HİKÂYE'NİN HİKÂYESİ
18/12/2014
   Her olayın, ortaya konulmuş bir ürünün geçmişi, bir hikâyesi vardır. İlk kitabım PROVOKATÖR’ ün de çocukluğumla başlayan bir hikâyesi var elbette.
   

   Akşam olup hava kararıncaya kadar sokakta oynardım. Ezan okunduğu anda oyun biter koşarak evimize girerdik. Hep birlikte yemeğimizi yerdik. Sofradan kalkan babam duvarda asılı takvimden o güne ait yaprağı koparır, ciddiyetini bozmayan bir merakla okurdu. Sessizce okuduklarını bazen hepimizin duyması için sesli olarak tekrar okurdu. Gerekli gördüğü vakitlerde fazladan yorumlar yapar, yazıları bizim anlayacağımız kıvama getirirdi.

   Duvardaki takvimin sayfası akşam olmadan koparılmazdı. Zamanı gelince babam bu vazifeyi ifa eder, okunan sayfa asla yere atılmazdı. Büyüklerin konuşmalarından çok davranışlarının dikkate alındığını o zaman bilmiyordum.

   Yıllar peş peşe geçerken tüm arkadaşlarım gibi ben de büyüdüm. Okula erken başladım. Kitap okumayı seviyordum. Günlük gazete bulmamız mümkün değildi. Fakat elimize geçen bir gazeteyi her gün yeniden okumak mümkündü. Bunu da babamdan öğrenmiştim.

   Kitap okumayı seven bir babanın çocuğu olarak büyüdüm. Babam takvim sayfası, gazete, kitap ve hatta kese kâğıdı gibi okunabilir ne bulursa okurdu. Onun izinden yürüyen bir çocuktum. Onun okuduklarını ben de okudum. Hem de ondan daha fazla...

   Okumayı çok seviyordum. Aldığım kitaplarla oluşturduğum kitaplığım gün geçtikçe zenginleşiyordu. Özenle sakladığım bu harika nesnelerle aramda güçlü bir sevgi bağı vardı. Onların tozdan, nemden zarar görmemesi için elimden geleni yapıyordum. İnsan sevdiğini korumaz mı? Kitaplarımı seviyordum. Onlar benim yalnızlığımı paylaşan, benimle sohbet etmekten bıkmayan arkadaşlarımdı.

   Kitaplığımın rafları ihtiyacı karşılayamadığı için beş raflı yeni bir kitaplık daha almak zorunda kalmıştım. Bitmez bir istek ve iştahla yeni kitaplar alıp okurken zihnimde yeni düşünceler oluşmaya başladı. Okuduğum hikâye ya da roman hakkında yorumlar yapıyordum. Bazı bölümleri anlatım yönünden zayıf ve yetersiz bulduğum oluyordu. Kendimce düzeltmeler yapma hakkım olduğunu düşünüyordum. Zihnimde yaptığım bu düzeltmeleri kağıda dökmeye başladığımda bir şeyler yazabileceğime inandım.

   Henüz lise öğrencisiyken yazdığım ilk şiirlerle birlikte hikâyelerin de hiç bir tanesini kaybetmedim. Onlar benim için değerliydi. Fakat onlara kitap denmiyordu. Kitaplığımın rafları çeşit çeşit kitapla doluydu. Onları ben satın almıştım ama onlar benim değil, onu yazanlarındı.

   Zamanla içimde bir arzu alevlenmeye başladı. Kitaplığımın rafında üzerinde adım yazılı olan bir kitabım olmasını şiddetle istemeye başladım. Bunu çok istiyordum. Fakat okuduğum bazı klasik kitaplar şevkimi kırıyordu. Çünkü onlar harikaydı. O sanat eserleriyle aynı podyumda bir defileye katılmak haddimi aşmaktı. Mehmet Akif’in, Necip Fazıl’ın şiirlerinin kalitesi ortadaydı. Tolstoy’un kaleminin gücü tartışılamazdı. O büyük ustalarla yarışmak gibi bir niyetim yoktu. Ancak onların eserleri gibi kalıcı bir eser ortaya koymak için acele etmemem gerektiğini anladım. Yazdıklarımın edebi bir değer taşıyabilmesi için fikirlerimin ve kalemimim olgunlaşması gerekliydi. Acele etmek kaliteyi düşürmekten başka bir işe yaramayacaktı.

   Bu düşüncelerle yazmaya devam ettim. Çünkü yazarken kendimi iyi hissediyordum. Yazdıklarımı istifledim. Beğenilme, takdir edilme kaygısı duymadan yazdım. Yerel dergiler ve yarışmalar için yazdıklarımın beğenilmesi moralimi yükseltiyor, cesaretimi artırıyordu. Fakat yine de acele etmek istemiyordum.

   İlk yazmaya başlamamın üzerinden yirmi yıl geçmişti. Zihnimi sürekli meşgul eden kitabımın adını düşünüyordum artık. Uykusuz geçirdiğim sayısız geceden sonra ilk kitabımın yazımını ve düzenlemesini bitirmiştim. Elimde bir kitap vardı artık. Defalarca okuyup incelediğim, üzerinde düzeltmeler ve eklemeler yaparak son halini verdiğim sayfalar bir kitap olacaktı.

   Yaşamakta olduğumuz hayata kendi penceremden bakarak, kendi yorumumla anlattığım beş hikâyeden oluşan PROVOKATÖR doğmak üzereydi.

   İkinci Adam Yayınları ile yaptığım görüşmelerden sonra kitabımız basım aşamasına gelmişti. Kapak tasarımından, editöryel incelemesine kadar her aşaması ayrı heyecanlarla dolu bir süreçten sonra kargodan gelecek paketi beklemeye başladım. İstanbul’dan gönderilen paketi açarken sevinçliydim. Çünkü kitaplığımın rafında kendi kitabımı görme hayalim gerçek olacaktı.

   İlk kitabımı daha önceden okumadığım bir eser gibi düşünerek okudum. Okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Kitaplığın en üst rafında ayırdığım yere onu yerleştirirken üzerimden bir yük kalkmışçasına hafiflediğimi hissettim. Daha önceden yaşamadığım ve ancak yaşayanların tarif edebileceği bir duyguyla doluydum. Sevinç, gurur, gönül huzuru...

   İlk kitabın verdiği coşkuyla ikinci kitabımın basımı için çok fazla düşünmedim. Yıllarca yazarak biriktirdiğim şiirlerimden seçerek kitap haline getirdiğim SANA YAZDIKLARIM ise Şiir Vakti Yayınları tarafından okuyuculara sunulurken Provokatör’e kardeş gelmişti.

   Okumaya karşı duyduğum sevgi ve bitmez istek devam ettiği sürece okumaya devam edeceğim. Okudukça zenginleşen hayal dünyamın ürünü yeni kitaplar yazma arzum her zaman taze kalacak. PROVOKATÖR ve SANA YAZDIKLARIM’a yeni kardeşler gelecek. Her satırı için uykumu feda ettiğim yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle...


Paylaş | | Yorum Yaz
2100 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

UNUTMAK - 22/06/2014

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.69593.7107
Euro4.34154.3589
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 22° 7°
Saat
Takvim